Spread the love

 

Segmentinin tek arkadan itişli otomobili, yeni nesli ile beraber önden çeker formatına geçti. Artısı ve eksisiyle bu dönüşümü masaya yatırıyoruz.

Eğer yazının devamında önden çeker bir yapıya geçmenin büyük bir hata olduğunu okumayı bekliyorsanız, çok şaşıracağınızı söyleyebilirim. Öncelikle bu kararın altında yatan nedenleri aydınlatmakta fayda var. 1 Serisi müşterilerinin büyük çoğunluğu, otomobillerinin arkadan itişli olduğunu bilmiyor. Hatta önden çeker ve arkadan itiş arasındaki farkın ne anlam ifade ettiğinin bile farkında değiller. Buna ek olarak, arkadan itişin gerçekten anlam ifade ettiği 6 silindirli motora sahip 1 Serilerinin, 4 silindirli kardeşlerine göre toplam satış içerisinde %5’e sahip olması da BMW’yi bu karara iten nedenlerden biri olarak açıklanıyor. Kısaca, biz otomobil manyaklarının sayıca az olması ve ortalama müşteriye bu özelliklerin bir anlam ifade etmemesi arkadan itişin sonunu getirdi.

1 Serisi’nin bu dönüşümü sonrası en büyük değişiklik iç mekan hacminde yaşanmış. Önceki nesillerde ciddi eleştiri kaynağı olan arka diz mesafesi, artık konforlu bir yaşam alanı sunuyor. Arkaya geçtiğinizde bir BMW’de olduğunuza inanmakta zorlanabilirsiniz, önceki nesil 3 Serisi bile bu kadar rahat değildi. Yanlamasına yerleştirilen motor sayesinde sürücü pozisyonu ve kokpit de ön cama yaklaşmış. Ön kapılar da artık tekerleklere daha yakın bir noktadan başlıyor. Bu sayede iniş biniş de kolaylaşmış. Bagaj hacmi de kokpitin öne doğru hareketinden etkilenmiş ve Mercedes A Serisi’nden 10 litre daha fazla alan sunarak 380 litreye çıkmış.

Kokpit tasarımı ise kimi öğeleri ile abisi 3 Serisi’nden ödünç alınma. Bu noktada en başarılı rakip, S Serisi’nden ödünç alınma öğelere sahip olan A Serisi oluyor. Net bir şekilde söyleyebilirim ki, kokpit A Serisi kadar etkileyici değil. A Serisi’ndeki etkiyi yaratmasa da, kokpit BMW özelinde her zaman olduğu gibi sürücü odaklı bir tasarıma sahip ve baz donanımdaki analog göstergeler bile çok şık. Ancak analog göstergeler arasındaki elektronik yol bilgisayarı BMW için biraz fazla basit kalmış. Eski nesildeki basit ekrana göre gelişme olsa da, 2020 için yeterli bir ekran değil. Buna muhatap kalmamak için “Live Cockpit” opsiyonuyla gelen elektronik gösterge seçeneğini almak gerekiyor.

Test aracımız 1.5 litrelik 3 silindire sahip benzinli 1.18i Sportline versiyonuydu. Açıkçası doğru motor seçeneğinin de bu olduğunu düşünüyorum. Yılda 50.000 km. yapmıyorsanız eğer, dizel versiyon için 15.000 TL fazla para ödemenin çok da bir anlamı yok. Çünkü bu motor da oldukça verimli ve tutumlu bir karaktere sahip. Bir diğer sebep ise 1.18i’nin 140 beygir 220Nm torka sahip bu mütevazi motor ile 0’dan 100’e 8.5 saniyede ulaşması. BMW yılların ünlü lafını gücü değil işlevi önemli olacak şekilde güncellemiş. Güç ve tork devir bandına homojen dağıtılarak oldukça canlı bir karakter yaratılmış. 7 ileri otomatik şanzıman ise çift kavrama. BMW M modelleri dışında ilk defa çift kavrama şanzıman kullanıyor. Eski adıyla GETRAG yeni adıyla MAGNA tarafından üretilen ıslak kavramaya sahip ünite, aslında Mercedes A200’de de tecrübe ettiğimiz şanzımanın aynısı. Ancak BMW mühendislerinin ince ayarı ile tamamen farklı bir karaktere sahip. Özellikle Sport moda alınca kafanızı arkaya vura vura değişen vitesler, BMW’nin en baz modelini kullandığınıza inanmakta zorluk çekmenize sebep oluyor.

Yakıt tüketimi ise önceki nesle paralellik gösteriyor. Resmi verileri şehir içi 7lt/100km, şehir dışı 4.3lt/100km. Gerçek hayatta test ettiğimiz süre boyunca sakin kullanımda şehir dışı 5.5lt/100km, otoban hızlarında 6.5lt/100km, şehir içinde ise 8.5lt/100km değerleri ile karşılaştık. Audi A3 biraz daha tutumlu olsa da, A200’den daha iyi değerlere sahip olduğunu söyleyebiliriz 1 Serisi’nden. Bütün gün gazlasanız bile eve döndüğünüzde 10lt’lik bir tüketimin üstünü görmek oldukça zor. Motor şanzıman ikilisindeki en şaşırtıcı durumu ise start-stop sisteminde yaşadık. Tam otomatik şanzımanlı 6 silindirli dizel motorlarda bile sarsıntısız ayarı tutturabilen BMW, sanırım yeni çift kavrama şanzımanda biraz tecrübesiz kalmış. Start-Stop 10 yıl önceki gibi kendini hissettirerek devreye girip çıkıyor.

Aracın dinamikleri ise eski nesle göre sertleşmiş. Tatlı sert diye tanımladığımız bu ayarlar, yoldaki bozuklukların keskin köşelerini törpülemekte başarılı ancak yok edecek kadar da yumuşak değil. Bu sertlik virajda size yol tutuşu olarak geri dönüyor. Ayarın mükemmelliğini ise viraj içerisinde bir bozukluk üstünden geçerken anlıyorsunuz. Bozukluğu ezip geçerken, çizgisinden kaymadan gitmeye devam ediyor. İdeal bir dünyada (düzgün asfaltlı yollara sahip bir dünyayı kastediyorum) asla şikayet etmeyeceğiniz bir ayar, ancak bu haliyle gün içerisinde 5. rögar kapağına düştükten sonra biraz şikayet etmeye başlayabilirsiniz. Ben etmedim.

Bilgileri ve fotoğrafları ilk çıktığında ciddi eleştiri alan, fotoğraflarda alçaltılmış bir SUV gibi görünen 1 Serisi, çıplak gözle baktığınızda normal bir hatchbackten farklı olmayan ve BMW DNA’larını korumuş bir otomobil olmuş. ‘Önden çeker BMW mi olur?’ eleştirilerini, BMW segmentinin en dinamik önden çeker otomobilini yaratarak yok etmiş. Sonuçları ise sene sonunda sayılar söyleyecek.

Did you like this? Share it:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Instagram has returned invalid data.

Bizi Takip Edin.