Spread the love

SUV işine azimle sarılan Jaguar’ın küçük E-Pace’i çok yakışıklı ve oldukça dinamik. Ancak affetmesi zor iki kusuru var.

Sıfır otomobillerin büyük çoğunluğu artık SUV’lardan oluşuyor ancak neredeyse hiçbir marka bu işe Jaguar kadar geç başlamadı ve onun kadar azimli olmadı. 2015’e kadar hiç SUV üretmeyen İngilizler sadece üç sene içinde üç farklı model ile karşımızda. Jaguar için macera F-Pace ile başladı; E-Pace ile de bir alt segmentte devam ediyor. Bu arada “E” harfinin elektrikle bir alakası yok, hatta bu otomobil için plug-in bir model bile henüz planlanmıyor. O iş I-Pace’te. Fiyatı biraz aksini iddia etse de E-Pace BMW X1, Audi Q3, Volvo XC40 ve platformunu da paylaştığı Range Rover Evoque gibi modellerin karşısına çıkıyor.

Sınıfın en yakışıklılarından

E-Pace mekanik olarak yeni Jaguar’ların alüminyum altyapısı yerine dediğim gibi Evoque’ta da kullanılan çelik konstrüksiyona sahip. Şaside görev yapan magnezyum parçalar ya da alüminyum kaput, çamurluklar ve bagaj kapağı, E-Pace’in F-Pace’ten daha ağır olmasının önüne geçememiş ve bu garip bir durum. Bu konuda mühendisleri suçlamakta özgürsünüz ancak tasarımcılar harika bir iş çıkarmış. Beklenenin aksine, F-Pace’i ufaltmak yerine seksi F-Type’tan ilham alarak yeni bir gövde tasarlamışlar. Jaguar da size aynısını söyleyecek, ancak bu lafın pazarlama oyunu olmadığını detylarda rahatça görebilirsiniz. Oval farlar, otomobili saran ince stop lambaları, alçalan tavan ve mümkün olduğunca köşelere yerleşen tekerlekler gerçekten dinamik detaylar. Ancak sanki proporsiyonlarda ters bir şey var, uzaktan bakınca otomobil olması gerekenden biraz fazla uzun boylu gözüküyor.

İçeride de F-Type ile benzerlikler var, orta konsolun yolcu tarafındaki tutamaç gibi. F-Pace’in içi biraz aceleye getirilmiş gibiydi, E-Pace’in detaylarına ise daha çok çalışılmış. Spor otomobil kabinine benzeyen iç mekan sizi kaliteli malzemelerle sarıyor, fakat konsolda pek fazla düğme olmadığından olsa gerek, plastiğe biraz fazlaca maruz kalıyorsunuz. Neyse ki sert bölümlerdeki plastik malzeme de kaliteli. Ortadaki 10 inçlik ekran konsola entegre edilmiş ve kimi rakiplerdeki havada asılı tablet tasarımına kıyasla göze daha hoş görünüyor. Apple CarPlay ve Android Auto ikilisinin eksikliği buraya pek yakışmıyor ama Meridian ses sistemi nefis çalıyor.

E-Pace’in iç mekanında çok kullanışlı detaylar var. Kapı içlerindeki gözler devasa ve şişeleri belirli bir açıyla koyabiliyorsunuz, bu sayede ses yapmıyorlar. Bardak tutucuların favori kahvesi ise en az venti boy! Panoramik tavan da akıllıca tasarlanmış: Sürücünün baş hizasının biraz gerisinden başlıyor ve bu sayede tavan açıkken güneş ışığı ne gözünüze giriyor ne de ekrana yansıyor. Boyunuz kaç olursa olsun arka tarafta rahat edeceğiniz kadar alan var, hatta ön koltuklar en alçakta olsa bile ayaklarınız rahatsız olmuyor. Bagaj da alçalan tavana rağmen geniş.

Dinamizmin bir bedeli var

Jaguar otomobilin önden çeker tabanlı olmasına rağmen sürüşünün arkadan itiş karakteristiğine sahip olması için çalıştıklarını söylüyor. Bunu pratikte pek göremeseniz de otomobilin dinamik bir karakteri olduğu açık. Özellikle de direksiyonun temponuz arttıkça sıkılaşan yapısı sürüşe dair en zevkli detaylardan biri. Ağırlığına rağmen otomobil virajlarda yatmıyor ve kolay kolay bozulmuyor. Peki E-Pace sadece çok yetenekli bir SUV mu yoksa eğlence de vaat ediyor mu? Bir üst sınıftan olsa da Jaguar ile aynı paraya alabildiğiniz Stelvio’nun sürüş keyfi bir SUV için farklı bir boyuttaydı. E-Pace yüzünüze aynı gülücüğü kondurmasa da sınıfının en dinamik otomobillerinden biri.

Ama bu dinamizmin bir bedeli var. Otoyolda rahatınızı bozacak hiç bir problem yok ancak düşük süratlerde E-Pace oldukça sert bir otomobil. Hatta küçük Jaguar’ın çıplak gözle göremediğiniz yol bozukluklarını ortaya çıkartmak gibi tuhaf bir alışkanlığı var. Bahsettiğim sertlik asla içi boş ya da ucuz bir his değil, ancak ara sokaklarda bir süre sonra rahatsız edici oluyor. Otomobilin dinamizmini düşününce aslında konfordan verilen taviz adil görünüyor; ancak yine Stelvio’nun sürüş/konfor dengesi daha başarılıydı.

E-Pace Türkiye’de sadece 2.0 litrelik benzinli motorla sunuluyor. Kağıt üstündeki 250 HP’lik değer ve 7 saniyelik 0-100 hızlanması fazlasıyla yeterli görünüyor. Ancak gerçek koşullarda çoğu zaman P250 motorun otomobili yürütmek için uğraştığını hissediyorsunuz; ağırlık burada kendini gösteriyor. Ağırlığın en büyük dezavantajı ise yakıt tüketiminde ortaya çıkıyor: E-Pace’in yol bilgisayarı şehir içinde ne kadar sakin olursanız olun 13 litreden, otoyolda ise 9 litreden aşağısını gösteremiyor. Dokuz ileri ZF ise vitesler arasında gezinmeyi biraz fazla seviyor, özellikle şehir içinde biraz da kararsız davranıyor. Sürekli doğru vitesi bulmak için uğraşıyor, tam karar verdiğinde ise yeniden vites değiştirme zamanı gelmiş oluyor. Buna karşın trafik tarafından baltalanmayan sabit hızlarda şanzıman daha doğru kararlar veriyor.

Fiyatı tahammül sınırını aşıyor

E-Pace’in potansiyel müşterilerini en çok üzecek tarafı ise malesef fiyat etiketi ve burada Türkiye özelindeki vergilerden farklı bir durum söz konusu. Üzerindeki donanımlarla birlikte kullandığım E-Pace’in fiyatı bir üst sınıftan temsilcilerle, hem de ekstralarla donatılmış halleriyle yarışıyor: 510 bin TL! Otomobilin kendine has iç mekanı, yakışıklı gövdesi ve dinamik karakteri cezbedici olabilir, motor-şanzıman uyumsuzluğunu da herkes kafaya takmayabilir. E-Pace’in şımarık olmasına bir noktaya kadar tahammül edilebilirdi, ancak kendisi tüketim ve fiyat konusunda sınırı aşıyor.

Can Tangüner

Did you like this? Share it:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Instagram has returned invalid data.

Bizi Takip Edin.